burda, senin salonunda oturmuş kendimi seyrediyorum.
bacağımdaki kesiğe takılıyo gözüm.
o kadar derinden yırtılırken ten, hissetmez mi insan?
o kadar derinden kuşatılırken kalp, hisseden var mı ki?
her şey bi anda olup bitmez mi?
bacağımdaki kesiğe takılıyo gözüm.
o kadar derinden yırtılırken ten, hissetmez mi insan?
o kadar derinden kuşatılırken kalp, hisseden var mı ki?
her şey bi anda olup bitmez mi?
...
çıplak fotoğraflarımı çektin.çıplaktı; çünkü gözlerim vardı.
burda, senin köpeğinle oynarken fark ettim.
çok eski bi oyunu ilk kez oynuyor gibiyim.
sen balık pişiriyosun ve ben verdiğin kitaba bakıyorum.
ne kadar eski.
senin olmadığın tüm zamanlar gibi ne kadar ağır...
içinden bi kağıt düştü.
bi şiir:
harbe giden sarı saçlı çocuk...
bu, benim için mi?
...
burda, senin krallığında sürgüne gönderilen kraliçe gibiyim.sürgüne; çünkü bi filmin içindeyiz.
ikimiz de en sevdiğimiz sahneye geldik:
margot: ils t'ont tout pris?
la mole: mon cheval... quelques vetements... mon argent surtout.
margot: alors, pour toi ce sera gratuit.
(La Reine Margot, 30'55'')
la mole: mon cheval... quelques vetements... mon argent surtout.
margot: alors, pour toi ce sera gratuit.
(La Reine Margot, 30'55'')